
Öncelikle şuna bir play deyin lütfen:
negativespace. — another sacrifice
Metal müzik dinlemeye ilk başladığım yıllarda gerçekten çok iyi gruplarla tanışmıştım. Özellikle yerlilerden birisi var ki bahsetmezsem çok ayıp olur. The Climb. Non Serviam'daki röportajı olsun, soundunun ve kaydının zamanının ötesinde oluşu olsun, muhteşem bir çıkış albümüydü.
Satanist cadı avı furyası başladığı zamanlarda İzmir'de bir konserleri oldu. Hiç unutamam o günü. İlk metal konserlerimden biriydi. Ankara'dan adını hatırlayamadığım bir heavy metal grubu, İzmirli doom metal grubu Sermon, en sonda da The Climb sahne almıştı. Herkes koltuklarda oturuyordu ama The Climb'da herkes ayaktaydı. Benim o vakitlerde metal müzik dinleyen çevrem pek olmadığı için tek başıma gitmiştim o konsere. Hâlâ da genelde tek başıma olurum konserlerde.
Bugünlerde de işte, aynen The Climb'ın bana ilk keşfettiğimde yaşattığı gibi bir heyecanı yaşatıyor bana negativespace. Çünkü ikisinde de aynı vizyonu, aynı prodüksiyon kalitesini ve dönemlerine göre modern bir soundu buluyorum. Bu coğrafyadan duyulmuyor iki grup da. Bahsetmek istediğim şey saf müzikalite.
strangers in our skin albümlerini Ayberk Zeray'dan duydum. Kendisi Sivas Yat Club ile Anadolu doom metal yapıyor. Aynı zamanda Instagram'da kaliteli içerikler de üretiyor. Albümü ilk dinlediğimde inanamadım. Kendilerine heavygaze diyorlar. Ankara'nın soğuk ikliminden de böylesi bir shoegaze/heavygaze/alternatif albümü çıkması gayet güzel olmuş. Spotify bio'larında 2025 başlarında kurulduklarını söylüyorlar. Şarkıların gitarlarını çok beğendim ama grupla ilgili en çok beğendiğim şey ise vokalin tonu ve stili oldu. Gerçekten çok çok başarılı. Vokalist arkadaşın İngilizceyi kullanışı, telaffuzu, o bir miktar kirli ve hafiften asiliği beni en çok çeken şey oldu. Gitarların tonları da tam hardcore-shoegaze türlerinde en çok sevdiğim havalardan birini katıyor.
Albüm çok gaz başlıyor. Keşke müzisyen kimliğim de olsaydı da albümle aynı adı taşıyan ilk parçaları “strangers in our skin”in başındaki gitar partisyonunun sesi kısık-boğuk gibi olan kısımdaki o efektin adını bilip havalı şekilde onun beni nasıl etkilediğini de anlatabilseydim ama anlayan anlamıştır zaten. İlk parçadan başlıyor vokal nağmelere, aynı şeyi birçok kişi çok daha iyi şekilde yapıyordur ama bir Soen'den Joel Ekelöf'ün bunu yapışına, bir de bu arkadaşa bayılıyorum.
İkinci parça da tam 2000'lerden fırlayan bir gitar riffiyle başlıyor sanki. Albüm de bayağı hiç baymadan 8 parça alıp götürüyor beni (“echoes”, let us go, let us go). Birkaç parçada da davul ve bas gitarın ritim ikilisi olarak öne çıkmaları, şarkıyı taşımaları hoş detaylar olmuş.
“a calm collapse” şarkısı çok ilginç geliyor bana. Adeta İrlanda'dan, İngiltere'den çıkıp gelmiş, Taksim Blind'da konser verecek bir grup havası var. Metric'in “Black Sheep”i, cloudyfield'ın “in your head”i gibi acayip tatlar bırakıyor damağımda. Müzikal olarak birbirlerine benzediklerinden değil, bende uyandırdıkları o tarif etmesi zor histen bahsediyorum.
Bir güzel haber de 9 Ekim'de gelen yeni teklileri: “somewhere far east”. Spotify'dan ön kayıt yapmıştım ve çıkar çıkmaz dinledim. Vites artırarak devam ediyorlar. Çok güzel grup. Türk oldukları için de çok gururlanıyorum. Helal olsun lan.
Shoegaze/heavygaze dinleyenler zaten mutlaka bir şans versinler. Albüm hızlıca akıp gidiyor zaten. Toplam 8 parça, 32 dakika. Yayımlanmamış birkaç parçasından daha bahsediliyor Bir Baba Indie'deki röportajlarında. Ben bu gruba çok yükseldim, belki birkaç kişiye ulaşır bu yazı ve yeni dinleyiciler kazanırlar. Çalışmanızın devamını dilerim arkadaşlar. Ağzımıza bir parmak bal çalıp gitmeyin siz de The Climb gibi.
Ayrıca merak edenler için Bir Baba Indie sitesindeki röportajlarını da bırakayım: https://www.birbabaindie.com/bbi-yerli-258-negativespace/
Instagram hesapları bu şekilde: https://www.instagram.com/negativespace.music/