İçimdeki gothic metal sevgisi bambaşka bir yerde.
Sevgi dolu bir girişten sonra rotamızı çok eskilerden bir yere çeviriyoruz. Ben metale ilk başladığım zamanlarda 97-98 civarı, Anatolia çıkışı civarında orta sondaydım sanırım, denk geldim Theatre of Tragedy'ye. Haliyle âşık oldum Aegis ve Velvet Darkness They Fear ile. PC sahibi olunca ilk albümünü de hatmettim defalarca. Yıllarca hep dinledim, çok da arşivimi genişletemedim maalesef. Konfor alanından pek çıkmadım, belki de bütçesel sebeplerledir, neyse. Ama son yıllarda özellikle 2020 sonrasında yeni şeylere karşı çok açıyorum kendimi. Sevdiğim grupların dinlemediğim albümlerine daldım (Amorphis, Paradise Lost), sevdiğim türlerin dinlemediğim gruplarına başladım, yeni türler ve daha niceleri.
Bu keşiflerim sırasında ToT'a en benzeyen gruplar arasında başı çeken Tristania, On Thorns I Lay ve Draconian ile de yollarım kesişti. Draconian zaten başka bir dünya. ToT sonrası sığınağım orası. Aktif oldukları için ilgim onlara daha çoktu. Bugünlerde de Tristania keşiflerindeyim ve karşımızda: Widow's Weeds.
Grup Norveçli. Hayata +1 ile başlamışlar. Orada doğunca otomatikman iyi müzik yapılıyor, eminim birçok araştırmaya da konu edilmiştir. Gothic metalden daha yoğun bir black metal karanlığı hissettiriyor bana.
Albüm kasvetle başlıyor. İntrosu ve ilk parçası “Evenfall” ortama ısındırıyor. Ardından “Pale Enchantress” puslu atmosferlere sokuyor bizi. Akıcı ve takibi kolay riffler ile ister istemez tempoya uyuyorum.
Tristania — Evenfall
Sıradaki “December Elegy”, albümdeki en karanlık soundlardan birine sahip. Klavyeler ile lead gitar uyumu beni alıyor. Ah diyorum, keşke remastered olsaydı şu albüm. Bazı noktalarda gitarların eskimiş prodüksiyon tonu biraz da olsa itiyor beni. Ama albümün kalitesine asla laf edemem.
Bu türe gönül verenlerin belki de en çok sevdiği kısım olan beauty and the beast tarzı vokal birlikteliği konusunda beni çok tatmin eden bir iş çıkartıyor grup. Burada Vibeke Stene ve Morten Veland'ı sinemada alkışlama memelerindeki Shia LaBeouf gibi alkışlıyorum.
Prodüksiyonda beni ne rahatsız etti anladım. Eski prodüksiyonlu birçok albüm biliyorum, ilgi alanıma giren birçoğunu da seviyorum, ama buradaki leadin tonu sanırım beni itiyor. Burada maalesef ki yine müzikal bilgimin noksanlığı baş gösteriyor. Gitar çalmayı bilen biri olsam kesin dile getirebilirdim ne olduğunu. Olsun burası da böyle bir blog.
Albümün tam ortasında olan “Midwintertears” parçasının da tam ortasındaki piyano/klavye eşliğindeki Vibeke'nin sesi alıyor götürüyor bizleri. Parçanın sözlerini de biraz inceledim, ağır bir yas sürecinden bahsediyor.
Tristania — Midwintertears
Ben albümün isminin dulun otları gibi direkt bir anlamı var sanmıştım, ama biraz kurcaladığımda daha derin olduğu ortaya çıktı. weeds sözcüğünün bugün unutulmuş/arkaik anlamlarından biri giysiymiş. Widow's Weeds ise dile yerleşmiş eski bir ifadeymiş, anlamı ise eşini kaybetmiş bir kadının giydiği siyah yas kıyafetleri oldugunu ogrendim. Meraklısı için ekstra bilgi: Viktorya Dönemi'ndeki siyah elbise, peçe gibi yas giyimini çağrıştırıyor.
Albümün ikinci yarısı diyebileceğimiz bir kısımda “Angellore” başlıyor. Aa, böyle bir grup vardı, bakayım dedim, bağlantı gün gibi ortadaymış röportajlarında. Fransız doom/gothic grubu için bu albüm çok önemli olduğundan grubun adını bu parçadan seçmişler.
Tristania — Angellore
Spotify'da bu albümden en çok dinlenen “My Lost Lenore” parçası, bu albümdeki en beğendiğim parça oldu benim de. Şarkının başından sonuna kadar eşlik eden piyano güzel bir duygusal kanal açıyor. Sanırım piyanodan dolayı albümdeki bence en kolay takip edilen parça bu.
Tristania — My Lost Lenore
Albümün sonundaki “Wasteland's Caress” parçasında yer yer power metal tınıları bile alıyorum.
Tristania — Wasteland's Caress
Grup şu anda dağılmış halde. 2022’de dağıldığını resmen açıkladı. Son yapımı ise 2013'teki Darkest White albümü. Ama çekirdek kadrodan lead guitar/harsh vokal Morten Veland ise Mortemia ve Sirenia gruplarında aktif olarak aynı görevleri icra ediyor.
Bu yıllarda gothic metal ihtiyacımı ToT, Draconian ve yenilerden Cemetery Skyline ile besliyorum. Sıradaki kayıtlarını da keşfetmek istiyorum Tristania'nın. Özellikle günümüze doğru yaklaşan kayıtlarındaki prodüksiyon daha iyileşeceğinden dolayı bende daha çok izler bırakacağını düşünüyorum. Tristania, sanırım en azından bu albümüyle beni besleyebilecek damarlardan biri oldu. Ayrıca bu yazıyı yazarken yaptığım araştırmalar sonucunda Tristania'nın erkek vokali, lead gitaristi, erken dönem şarkı yazarlarından biri olan Morten Veland yüzünden özellikle Sirenia'ya da dikkat kesileceğim.
Bu albümden en çok dikkat ettiğim ve hoşuma giden lirikleri de paylaşmak istiyorum. “Midwintertears” parçasından:
'Silent she comes through the night
Desiring a silver light Leaving,
with dusk in her eyes
Descending from paradise'
Kasvet üzerinizde olsun:(
